
Yuvarlak masanın üzerindeki pembe ve beyaz bir çiçek demetinin ortasındaki fanusun içinde yanan bir mumun alevinde izledim seni dün ve yalnızlıktan olacak ya arkadaş oldun bütün gece…Konuştum,güldüm,sohbet ettim havadan sudan,dertleştik,kimse görmedi falan filan…Ay yüzümüze vuruyordu,klasik olanından….sağ elimle bıçağı sol elimle çatalı tutuyorum bir taraftan … Kıyafet tamam,çanta ayakkabı uyumu gözkamaştırıyor…Herkes birbirinden şık…. Alkollü geceyi küçük lokmalarla atıştırıyoruz anlayacağın… Hemen sağımızda bir havuz iki metre yirmi cm…Dalıp gidiyorum bir ara havuzun derinliğine,küçük çiçekler yüzüyor içinde , uzatıyorum ellerimi onlar farkında olmadan boğulmasınlar diye,yüzmeyi öğretmek istiyorum ve öğrenene kadar bütün gün başların da beklemek ve yok oluyorlar…Aklımdan neler geçmiyor ki havuza bakarken…O anda elbisem ile suya dalmak istediğimi hissediyorum…Bir ucundan dalıp öteki ucundan çıkmak …. Birden kendime geldim ,ağlamak üzere oldum sanki ve mumun bana bir şarkı söylemesini istedim…Açtım çantamı -çocuklar var orda çalıyorlar-her zaman bir kağıt kalem bulunur çantamda ya adetten işte , az da kendime gülümseyerek peçeteye yazmak istedim bir kereliğine… Damardan… ”mumdan : ben seni sevdiğimi” yazıvermişim… Hani” bırak bu gece bütün şarkılar mumdan bana gelsin” der gibi işte… Gülümsediler çocuklar,şöyle bir baktılar yüzüme…. Ve masal anlatmaya ,şarkı söylemeye başladı pembe serçe….
”ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim. İndirdin kaşlarını……..”
Serçe konuştukça Apollon’un çocuklarının ellerinde ve mumun sesi yankılandıkça ve yaktıkça alevi dut yemiş yürekleri,içimdeki ses,sessizliğine gömülmüştü… Yani yalan yok… Kafamda biraz iyi hani… İki votka limon,üzeri sek bir cin kadar iyi anlayacağın… Demlik kaynıyor yani.. ses geliyor ”ben seni sevdiğimi” ben susuyorum… herkes susuyor… İnsanlar bir anda yanındakine dönüyorlar.Yanan mumlar,büyülü bir atmosfer var havada ve birkaç gençten garson ara sıcakların servisi ile meşgul… hayat işte… Yanımda birbirine sarılmış bir çift var,sallanıyorlar bir o yana bir bu yana,serçe onları da büyülemişe benziyor,gerçi herkes büyülenmiş…Kaldırıyorum elimi birden”ben seni sevdiğimi” diyorum ve dikiyorum kadehimi…Anlamlı bakışlarım masaları bir biri dolaşıyor ve bir şarkının onca insanın kahkahasını susturmasına gülümsüyorum ve garsonlara ve kendime… ağlıyorum aslında… ”geçti bizden sevdalık.. geçti bizden sevdalık..” ve ah ! sesi… Şarkı bitiyor ,büyü bitiyor.Gerisi bildik iş sohbetleri,kah kahalar,gülüşmeler,fıkralar,pistte danseden çiftler ve havuz kenarında birbirini itecekmiş gibi yapan aslında sabahtan akşama kadar başını kaşıyan,alacak borç hesabı yapan,neşeli insanlar var… hayat işte…. Bir de şarkıları çalanlar solcu çocuklar…. Hani ‘’solcu değilim ama… çok ta güzel çalıyor be namussuzlar” yalan yok dedim bir kere ”Martılar ağlardı çöplüklerde, biz seninle sararırdık… şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik…” diyorlar…Ne kadar güzel sözler olduğunu düşünüyorum…Şehirlere bombalar yağarken hiç durmadan sevebilmek..Dünya umurunda olmadan sevgi yağmurları yağdırabilmek,ne kadar güzel..Dünyanın bütün pisliklerine gülüp geçebilmek…
”Gençliğimi kimse bilmez.. sakallarımdan çocuk kokusu, ağzımdan ayışığı fışkırır benim, ceketimi yağmurlara astığımdan beri, tehlikeli şiir okur, dünyaya sataşırım ben…” diyorum birden…..Diyorum..Bu sözleri ilk duyduğumda damarlarımda akan bütün kanın çekildiğini hissetmiştim..Depremler olmuştu beynimde ve o an’da bütün dünyayı kasıp kavurabilecek kelimeleri bir meydana fırlayıp edebileceğimi ,bütün pencereleri açıp ,kızıp sinirlendiğim herşeye sövebileceğimi düşünmüştüm..Ceketimi ne zaman yağmurlara astığımı,kurak çöllere ne zaman sular seller inmeye başladığını..Bir an için ,isyankâr ruhum için biçilmiş en güzel cümlenin bu olduğunu düşünmüştüm.Sonunda bulmuştum…Yaptığım iş ,tehlikeli şiir okuyup ,dünyaya habire sataşmaktı…
Bu sözleri dinlediğimde, aklıma,yağmurda saçları sırılsıklam olmuş,gözleri mavi bebeklerim geliyor…. Saçlarını kurutuyor,gözlerine bakıyor… ve bebeklerimi büyütüyorum ,bütün çocukluğum ile…. bir sızı saplanıyor yüreğime………… Açılın diyor bir ses açılın, İstanbul’a sağanak yağmur geliyor….. Dedim ya kafam azdan iyi…İki votka limon ve üzeri bir cin kadar iyi… Ortam iyi,gece iyi,mum bakar,serçe coşmuş….ve yıldızlar… Çocuklar da çalıyorlar ….Arada alkışlar ile hanımlarını mikrofona davet eden beyefendiler var.Hanımefendiler de mikrofonu alıyorlar,kendilerince sırası ile şarkılar söylüyorlar..Eğleniyorlar..Yetenek yok ama medeni cesaretleri sebebi ile şiddetli alkışlar geliyor her birisine… Birden… İçimden geldi… Davetlilerin davet ettiği ama hiç beklemediği bir ses yükseldi mikrofondan… Serçe şaşkın,mum şaşkın,çocuklar şaşkın… ‘’seviyorum seni ekmeği tuza banıp, banıp yer gibi…” çıt yok… Herkes Suna’ya bakıyor…Suna’nın kanayan bacakları insanın kalbi ne ılık ılık akıyor.. geceyi susturan bir sesi ve insanların gözlerini yaşartan bir ifade var yüzünde… Kolay değil,Suna’nın bacakları acıyor….Gözlerinden belli…. ”Ne zaman seni düşünsem, bir ceylan su içmeye iner. ……… …….. Bir parça mavi deniz alır beni” Ve bir alkış… oturuyor Suna…. bacakları ağrıyor.. Kimse anlamıyor…. Herkes ağlıyor… Yanındaki ne sarılmış, kendinden geçmiş….. daha bir sevmiş sanki ,farketmiş …. Biri, ”ne kadar hissettin söylerken” diyor… Apollon gülümsüyor,çocukları gülümsüyor… Kafamızda iyi hani…. iki votka limon,üzeri ikinci cin kadar iyi……. mum söylüyor,serçe söylüyor… ben dinliyorum… Suna ağlıyor….
Dün gece alkollü bir geceyi önce küçük yudumlarla,sonra kasesi ile bitirdim anlayacağın….Mum bitene kadar şarkı söyledi,serçe anlattı… Dönerken dilimde gecenin tek hatırası … ”ben seni sevdiğimi” ve aklımda çiçeklerin içinde, içinde bitmiş bir mumun kaldığı cam fanus……… ” in dereye dereye de al dereden taşları….” diyor… ve ben… Bir daha böyle sevecek olsam…. Bir kalemde silerdim seni………………
0 yorum:
Yorum Gönder