Çevresinde koşuşturan insanlara göz gezdirir iken gözleri biribirine sarılmış ilerleyen bir çifte takıldı...Delikanlı büyük siyah şemsiyesini açmış ,kız arkadaşına belki nişanlısına ve belki de yeni evlendiği eşine sıkıca sarılmış onu korumak istercesine de bir heybet takınmış... Nasıl da sevgi ile sarılmışlardı......Nurcan ile geçirdikleri benzer günleri hatırladı ...Seviyordu yağmuru aslında Hasan öğretmen.Yağmurda düşünmeyi,yağmurda yürümeyi,yağmurda ıslanmayı..İlk şiirlerini yağmurda yazmamış mıydı?İlk çılgınlığını yağmurda yapmamış mıydı?''Botlarımı bile çıkarırım diler isen demişti Nurcan'a ya bir kafeye sığındıklarında ikisi de sırılsıklamdı..''Nurcan..İstanbul.Üniversitenin son senesi...İlk aşkı,ilk ve son aşkı...Utancı,acısı...Hanımı,çocuklarının annesi..Yüreğinde hissettiği ilk yağmur,ilk bakış ilk aşk...Her ne zaman yağmurda yürümeye başlasa ve duraklar adım adım yaklaşsa her gün onun ile durakta bekler iken ondan ayrı otobüse binmesi ve bir gün için için yanarak ve gizlice yazdığı ilk şiiri hatırlardı..
''Neden saçların düşüyormuş gibi yanaklarıma
Yoksa sırılsıklam aşk'mısın...
Neden Mecnun titriyormuş gibi avuçlarıma
Yoksa bunca uzak Leyla mısın...
Neden bir acı var içimde,halsizlik de biraz
Neden içimde ağlayan bir çocuk var...
Durağımsın,
Onsuz olmayacak gibi...
Annemin sütüsün...''
''Ne günlerdi'' diye düşündü tekrar...''Tam bir dönem boyunca veremediğim şiir,itiraf edemediğim aşk...İyi ki geldin o sene okula...O sene hayatıma gelen en güzel şeydin..İyi ki de geldin...''
Gülümsedi kendi kendisine birden...
'Ya o gün de cesaret edemese idim..Son gün..Gidecektim..Ve belki de bir daha gelmeyecektim...''
Bir İstanbul kızı idi Nurcan.Kolej mezunu..Şık ..Çok güzel,zarif..Bir o kadar insancıl ve saf...Hasan o zamanlar okulda onunla bir aracı bulup tanışmayı iyi bir arkadaş olmayı başarabilmişti ama cesaret edemiyordu ötesine işte.Ağabey tavırları takınmıştı daha çok...Onun gibi Anadolu'nun söylemez ise bilinmez,kuş uçmaz kervan geçmez köyünden gelme bir adamı sevgili olarak kabul eder miydi hiç?Mahallenin kızına yan gözle bakmayan delikanlı rolünü oynamaya çalışıyordu içi yana yana...Yan bakanın düşmanı kesilmişti..Görmüştü birçok arkadaşında afra tafrayı da.Lafa söze gelince insancıl kanatlar takan büyük şehirli arkadaşları nerede ise giyeceği dona bile müdahele ediyorlardı.Ye kürküm ye misali..O seviyordu bursunu,kendisini okulu bitirene kadar yanına almaya çalışan akrabalarını..Seviyordu küçük kuzenine hafta sonu İstanbul'u gezdirmeyi..Seviyordu okulu bitirdiğinde köyünde vereceği derslerin hayallerini kurmayı..Bir de Nurcan'ı işte..Okulu derece ile bitiren de bir tek Hasan Öğretmen oldu şehirli arkadaşlarının içerisinde...
O sıralar kimi zaman Cum'a günleri bir gönül dostunun yanına giderdi.Ona okuması için kendi düşüncelerini kaleme aldığı yazılarını verirdi Avni Baba.Bu eğitimli,görmüş geçirmiş insanı Galata'da bir küçük kahvehanede tanımıştı.Onun yalnız başına ders çalıştığını gören ve yanına çay içmeye davet eden Avni Baba ile bir süre sonra sıcak bir dostluk başlamıştı aralarında...Şairdi,yunustu,bilge idi,sevgi idi...Hayata ve olaylara bakış açısı dikkate değer bir insan idi...Sıklaştırmıştı ziyaretlerini bu güzel insanı tanıdıktan sonra Hasan...Yüreği yunusça atan bu bilge insana bir süre sonra yüreğini ,umutsuzluğunu,tutkusunu,sorgulamalarını,güvensizliğini ve çaresizliğini açmıştı...''Bu senin içinde henüz bu kadar karamsarlığa kapılacağın bir şey olmamış.Bunu büyüten ve sorun haline getiren sensin delikanlı...'' demişti ona dostu...Çok iyi arkadaş olduklarını ama gönül hikayesi söz konusu olduğunda olayın nasıl seyredeceğini bilemediğini anlattı...''O'nun için yapamayacağım yok baba'm yok ama bunu sadece ben biliyorum...Ya inanmaz ise,aşkımı aşağılar ise...'' dedi bir gün...İşte o gün bugün almaya başlamıştı yazılarını......Severek okuyordu kendisine verdiklerini Hasan...Öğretmelik yaptığı süre boyunca bu deryanın zerrelerini damlatmıştı öğrencilerine.Köyüne gittiğinde...Nevşehir'de ve Antalya'da...Kitaplığının bir köşesinde hep saklamıştı bu dost hatıralarını...
''Beklentilerine kavuşmakta sabırsız, tecrübesiz, yeterince güçlü olmayanlar, umutsuzluğa yenilerek yollarını şaşırıyor.
Durumunu fark edenler, bir şeyler yapmayı denemeye kalkıyor, kaybolduğu karanlığın içinden çıkmak istiyor.
Yaptıklarının ne olacağına karar veremedikleri için oyalanıyor. Durumunun ne olduğunu, neden olduğunu bilmiyor.
Günün koşulları, bulundukları ortam, kararsızlık süresini etkiliyor.
İhtiyacı olan güven, sevgi ve sabır ile destek verilebildiği ve şefkat ile yaklaşıldığında faydalı olabiliyor.
Bütün yardımlara ve yaklaşımlara rağmen, birey isterse kendisini bunalımdan kurtarabiliyor.''
demişti bir notunda ya o hafta sonu koşarak gitmişti Avni Baba'nın yanında...''İşte bu haldeyim baba,işte tam da bu haldeyim,zamanım daralıyor,acele etmeliyim,yapamıyorum...Bunalıyorum...''
Gülmüştü yaşlı adam anlayışla gülmüştü....''Evlat,hala umudun var..Geçenlerde sana anlattığım kötü anıyı hatırla.Hani çocuk çok iyi olmasına rağmen ailenin tavrı ile ilgili anlattığım hikaye.Bu dünya böylesi kötü örnekler ile dolu olsa da umudun var hala.Çünkü daha denemedin...Hele bir açıl bakalım kıza...Mücadele et...Hem unutma senin geldiğin köy sizin mutluluğunuza engel değil.Mutluluğu seninle paylaşacaklarında değil de büyük şehir yaşantılarında arayan bir kız ya da aile zaten henüz mutluluğun ne olduğunu bilmiyordur.Ve kızılacak bir halleri de yoktur.Bilir misin,bana ''sen hiç kızmaz mısın?'' derler...''Çoook kızarım'' derim...Ama sadece kendime..Ne ise sen kıza bir açıl olmaz ise getir bir tanıştır bakalım...Böyle gider ise kendine çok kızacağın günler yakındır....Belki de çooook mutlu olacağın bir çok anı kaçırdığına yanacaksın...''
Yapamamıştı...Yapamamıştı işte ve kendisine çok kızmıştı...Ama son gün işte o gün ..Mecburdu...Rüyalarında bile Atilla İlhan'ın şiirlerini okuyordu... ''ben sana mecburum bilemezsin,adını mıh gibi aklımda taşıyorum..Büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum...''
Birden her akşam okul çıkışı önünden geçtiği simitçi delikanlının sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı...Az geriye çekmişti bu sefer arabasını delikanlı.Karnının ne kadar acıktığını farketti ya birden ''bir tane açma alayım bari'' diye düşünerek çocuğa yöneldi.''Nasılsın Ahmet,hava bastırmaya başladı bir an evvel bitir inşallah.....Fazla geçmez ortada kimseler kalmaz..'' dedi gülerek ve bir açma alarak ilerledi..Durağa da İyice yaklaşmıştı artık...Binaların altına sığınmış bekleşenleri görebiliyordu..Birden mağazalardan birisinin önünde bir köpek yavrusu gördü.Mağaza çalışanlarından birisi kapının önünde kendisine ilgisiz bir tavır oynamaya çalışıyor idi....Eğildi yavru köpeği okşamaya başladı...''açmanın kısmetlisi belli oldu demek..Al bakalım'' diyerek ona açmadan bir parça kopararak uzattı.Açtı belli ki iştah ile parçayı yemeye başladı.Gülerek izlemeye başladı onu Hasan öğretmen.Çocukluğunun en güzel hatırası bir gölün etrafında kendilerinin peşine takılan bir köpek yavrusu idi..İlkokul öğretmeni kendilerinden bir yazı yazmalarını istediğinde en sevdiği o günü yazmıştı.Balık yakalamak için bir gölün kenarına gittiklerinde farketmedikleri köpek yavrusu birden üzerlerine fırlamış ve hepsinin ödlerini patlatmıştı.O günü bir sürü balık yakalamışlar ve ailelerinin gözünde ne kadar büyüyeceklerini düşünüp sevinmişlerdi...Yanında yavru köpeği de alıp eve götüren Hasan, kardeşlerinin de desteğini alarak köpeğe sahip çıkmıştı ve beslemişti.Adını ''Pamuk'' koyduğu bu köpek onun en iyi arkadaşı olmuştu o zamanlar.En iyi arkdaşı Pamuk,tavuklar,civciler,ördek yavruları...''Neden olmasın'' diye düşündü birden.Evinin bahçesi vardı.İyi cins bir köpeği her insan sahiplenebiliyordu.O da neden bu köpeği sahiplenmesindi..''Pamuk !'' dedi açmanın kalanını verir iken ''Pamuk evet senin adını Pamuk koydum biliyor musun hep bir umut vardır..Gel bakalım ufaklık senin umudun da dostun da biz olacağız...Yeni bir hayata ''merhaba'' de bakalım....''
Köpeği aldı ve mağaza çalışanına gülümseyerek durağa yöneldi...
Tramvaya bindiğinde yağmur hızlanmıştı...Cama vuran damlaları izler iken kucağında gevşemiş Pamuk,aklında Nurcan,çocukları, Pamuğu görünce ne kadar sevineceklerini ve onları ne kadar sevdiğini düşündü.... Avni Baba'yı andı tekrar ...''Oğlum'' demişti Avni Baba :
''Sevgi nurdan ayettir.Bulana saadettir.En güzel ibadettir...Sevgiye gel,sevgiye...''
Canım oğlum demişti bir gün :
Yaşamınızda düşünce ve duygularınızın hesabını
MATEMATİKSEL olarak yapınız.
...Geçmişi çıkarır,
Üzüntüyü böler,
Sevinci çarpar,
Geleceği toplar iseniz,
Bu günü sevgi, coşku ve huzur ile yaşarsınız.
Hz. MEVLANA
Nurcan Hanım hiç itiraz etmeden o akşam bir yemek tabağını ve tatlı kasesini Pamuk için feda etmek zorunda kaldı...Çocuklara ise bir saat geç yatmaları için izin verdiler...Pamuk yeni yuvasını çok beğenmişe benziyordu....
AVNİ BABA'YA BİR KÜÇÜK ....
SANA LAYIK DEĞİL AMA KABUL BUYRUNUZ CANIM AVNİ BABA'CIM...
www.avniballibaba.com
Sabah sabah iyi geldi bu hikaye. Bir Nurcan'da benim, dedim kendi kendime. Ve bu sabah peşime takılan köpek yavrusu...
YanıtlaSilHasan öğretmen gibi alamadım yanıma.
İşte öyle, ben çocuklar ve o...
Ya o gün bana söylemeseydi, ya itiraf etmeseydi?..
Bu kadar mutlu olabilir miydim tıpkı Nurcan gibi, mutlu olabilir miydi Hasan Öğretmen gibi...
Selam olsun Avni Babaya ve size.
Hoşgeldin Newbahar...Özlemişim seni ve içten satırlarını...Gülümsettin...Hiç bir zaman bozulmasın mutluluğunuz..Daim olsun...
YanıtlaSilSende bana iyi geldin sabah sabah :))
YanıtlaSilSelam
YanıtlaSilCanım Kızım,
Sevgiyi,dostluğu, paylaşmayı sana özgü duygu, bilgi, görgü, üslup ile kısa ve öz olarak yaşamı anlatan “HASAN ÖĞRETMET” yazıtını özenle okudum.
Daha önce yayınladığın yazıtlarını da okumuştum. Nesir ve nazım yazıtlarında ki anlatım özelliğinle olgun bir yazar olmanı gönülden diliyor, romanını bekliyorum.
Tevazunun ve zarifliğinin ifadesi olarak, “AVNİ BABA’YA BİR KÜÇÜK… SANA LAYIK DEĞİL AMA KABUL BUYURUNUZ CANIM BABA’CIM…” Demiş, iltifat etmişsin. Her sözcüğüne ve değerli düşüncelerine çoook teşekkürler ederim.
Sevgilerimle kucaklıyorum,
Avni Baba
Avni Baba'cım,
YanıtlaSilSeni sayfamda görmek ne kadar güzel...
Teşekkür ediyorum...