''Dünya annenizdir, dünyaya ne olursa, dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.
Bunu biliyoruz biz, dünya insana ait değildir, insan dünyanındır. Bunu biliyoruz. Bütün her şey bir aileyi bağlayan kan gibi birbirine bağlı. “
Bazen binlerce sahifenin anlatamadığını size bir ilkel anlatır.İçerisinde bü cümlenin geçtiği yazıyı her okuduğumda ağlarım.Bu sabah yine okudum ve yine gözlerimden gelen yaşları tutamadım.
Aklıma bizim dere geldi birden.O derenin etrafında neler yaptığımız.''Herkes kendi kapısının önünü süpürse..'' derdi öğretmenlerimiz o zamanlar.Bu sözün tartışmalarını yapardık ve genellik ile çevre temizliği hakkında konuşmalar olur idi.Kişinin kendi iç temizliği gibi farklı derin felsefi konular hakkında fazla kafa yormazdık o zamanlar...
Bizim hatunlar kendi kapısının önünü temizlerlerdi.Her sabah karşı komşu kapısının önünü temiz görsün ''kişinin ne olduğun kapısının önünden belli olur..'' desinler diye yaparlardı.Emin olun.Bunu çok iyi biliyorum.Çevrenin temizliği ile ilgisi yoktu yaptıklarının.Bir digeri arkasından dedikodu yapmasın diye yaparlardı.Aman evime gelir ise sabah sabah ''kusura bakma'' denecek hallere düşmeyelim..Diye yaparlardı ve milletin kapısının önünü izlerlerdi bunlar....''Ne hamarat'' derlerdi eşek gibi cam silen birisini gördüklerine...Eşeklikle suçlarlardı birbirlerini ama asıl eşekliğin ne olduğunu bir türlü bilmek işlerine gelmez idi...
Dere dedim ya...
Pekiyi kapılarının önünü temizlediklerinde topladıkları çöpleri nereye atarlardı dersiniz?
Elbette ki dereye.O derenin içerisindeki pisliklerin asla temizlenmeyeceğini düşünürdük.
Sen her gün kapının önünü temizlesen ne olur.Bencil varlık...Sen gerçek hijyen istiyor isen bütün mikropları kökünden sökecek formüller var... Sen bütün pisliğini dereye kusuyordun...O dere hüngür hüngür yalvarıyordu 'beni kirletmeyin'' diyordu.Biliyoruz öfkesini çocuklarınızı hasta ederek çıkarıyordu...O dere denize akıyordu...Denizi de kendinize benzetmiştiniz...Deniz de sizin pisliğiniz kokuyordu.Sonra pisliğinizden uzak tutmaya çalışıyordunuz bizi..''Yaklaşmayın mikrop kapmayın..''
Kendi mikrobunuzdan korumaya çalışıyordunuz bizi garip değil mi?
İçlerindeki pislik geride leş gibi bir dere bıraktı...Kendi iğrnçliklerine burunlarını tıkadıklarını bir türlü farkedemediler bunlar...Derenin böylesi bırakılmasının sorumluluğunu da belediyeye ve devlete attılar....
Nerede ise yetişkin bir genç kız olana kadar sokaklarda yalınayak dolaşmaktan utanmamış olmaktan onur duydum hep.Hala da yalınayak dolaşabilirim.Bunun bir uçukluk-kaçıklık olduğunu düşünmedim hiç...Elime bir kutu alıp da,yerlere atılan çöpleri topladığım zamanları düşündüm..Notlar yazardım evlerin bahçelerinin duvarlarının üzerine koyardım.Çöp atmayın sokaklara..Belki birisi okur da bir daha sokaklara çöp atmaz diye...Neden böyle olduğumu bilmiyorum.Bunun için arkadaşlarım bana gülerdi.Sonra benimle çöp toplayanlar da oldu..Bu büyüdüğüm zaman çocuklarımın gittiği okulların bahçesindeki çöpleri gördüğüm zaman derse girmeden önce toplanan çocuklara ''hepinize meyve suyu alacağım fırlayın şurada ne kadar çöp var ise hepsini kutulara '' cümlelerine ,eylemlerine dönüştü...
Çocuk bir gün büyür ve ettiği sözün hesabını sorar elbet.....
Bir boğa güreşi on dakika sürer der ''Işığın Savaşçısı'' ya..Çocuklukta bir kaç sene...
Antalya Caddeleri'nden birisinde yürüdüğümü hatırlıyorum birden.En büyük oğlum üç yaşında olduğu zamanlar.Susamıştı ve bir şişe su almıştım ona.Birlite içmiştik hiç unutmam.Şişeyi yere attı oğlum ve ''hemen dön ve o şişeyi yerden al !'' dediğimde bir yaşlı amca bana ''aferin kızım,bu yaşlarda öğretilir bu işler'' dediğinde o kadar hoşuma gitti ki anlatamam...
0 yorum:
Yorum Gönder