31 Aralık 2010 Cuma

SAİD-İ NURSİ 1





Atatürk düşmanlarına göre,yüce islam alimi Said-i Nursi (Kürdi)'nin Atatürk hakkında söyledikleri çok önemlidir! Atatürk düşmanları -Dr Rıza Nur'un- yöntemini kullanarak sözüm ona Said-i Nursi'nin Atatürk'ü çok iyi tanıdığını iddia etmişler ve buradan hareket ile Nursi'nin Atatürk ile ilgili iddialarının dikkate alınması gerektiğini belirtmişlerdir.




Bu din bezirganları,Atatürk-Said'i Nursi ilişkisini hayali motifler ile de zenginleştirerek ''Paşa Paşa...''... diyerek işaret parmağını Atatürk'e doğru uzatan sanal bir kahraman yaratmaya çalışmışlardır !




Onlara göre Said-i Nursi ''yüce bir varlık'',''evliya'' derecesinde üstün bir kişiliktir;hatta Allah'ın en sevgili kullarından birisidir !O bir Allah dostudur !O'nun söyledikleri adeta ilahi bir emirdir.




Said-i Nursi'nin yolundan giden ve kendilerine ''Nurcu'' adını verenlerin onun söylediklerine inanmamaları ya da onun düşüncelerini ''sorgulamaları'' olanaksızdır.Nurculara göre Said-i Nursi'nin her söylediği doğru olduğuna göre,Atatürk hakkında söyledikleri de doğrudur !




Said-i Nursi'nin Atatürk'e yönelik saçma sapan iddialarını dillerine dolayan ''din bezirganları '' yine Atatürk'e acımasızca saldırmışlardır.




Peki ama kimdir bu Said-i Nursi ?




HAYATI




Said-i Nursi Nurculuğun kurucusudur.Bitlis'in Hazan ilçesinin Nors Köyünde 1873 yılında doğmuştur.Göbek adı Rıza olan Said-i Nursi'nin asıl adı Said-i Kürdi'dir.




Kendisi kökeninin Hz Muhammed'e dayandığını ileri sürmüştür.




Daha çocuk yaşlarda ,bölgede etkili olan Nakşibendi Tarikatı'na girmiştir.




Mahalle mektebinde okumuştur.Gençliği Medreseliler arasında geçmiştir.Düzenli bir eğitim öğretim hayatı olmamıştır.




İstanbul'a ikinci gelişinde tutuklanmıştır.(1907).Bir süre akıl hastahanesinde tedavi görmüştür.




31 Mart Mürteci isyanının fitilini ateşleyen Derviş Vahdedi'nin Volkan Dergisi'nde ve Kürdistan dergisinde yazılar yazmıştır.31 Mart isyanına karıştığı iddiası ile yargılanarak beraat etmiştir.




Bezmi Nusret Kaygusuz,Meşrutiyet yıllarına ilişkin anılarında Said-i Nursi'den şöyle söz etmektedir:




''İttihatçılar bu adamı çok şımartmışlardı.İptidada (önceleri)Said-i Kürdi'ye büyük bir paye verdiler.Güya Kürt meselelerinde ondan istifade edeceklerdi.Halbuki gösterilen saygıyı kendi hakkı zannetti.Ve yükseklerden ötmeye başladı.Zamanın kutbu ve mehdisi tavrı takındı.Maaza senelerden sonra da aklı başına gelmemiştir.Yeni bir tarikat kurma iddiasında ve onun piri olmaya çalıştığı işitilmektedir.Halen Nurcu diye maruftur.(bilinmektedir.)




Nursi,Nakşibendi Tarikatı'na mensup ,İngiliz yanlısı Derviş Vahdedi ile birlikte siyasal islamcı İttihad-i Muhammedi Cemiyeti'ni kurmuştur.Cemiyetin kuruluşu nedeni ile 1909 da Ayaysofya Camii'n de mevlit okutulmuştur.




Daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa'ya üye olmuştur.Sonra da ayrılıkçı Kürdistan Teali Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer almıştır.Aynı dönemde Kürt Hakları davasının propagandasını yapmak için kurulan Kürt Neşriyat Cemiyeti'nin kurucuları arasında da adı vardır.






SİNAN MEYDAN /ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA SF 1007-1008-1009












28 Aralık 2010 Salı

ÖLÜM BEŞİK KERTMESİM

''Ölüm beşik kertmesim....

Dokuzundaydım dediler

Aşık oldum....

O gün bugün ben kaçarım o kovalar

O kaçar ben kovalarım...

Kavuşunca sevişiriz...

Çocuklarımız olur...

Bir batında yıldızlar dolusu

İsimlerini ben koyarım

Sana inat ona inat,hepinize inat ...

Hepsi Hürriyet, hepsi hürriyet....''

23 Aralık 2010 Perşembe

NE DERSİN HOCAM /KİM KİMİNLE OYUNU



Nerede ise her insan dedikodudan şikayetçi iken,nerede ise her insan dedikodunun ne kadar kötü olduğunu gerek dini,gerek ise evrensel insani değerler çerçevesinde anlatıyor olmasına rağmen söylediklerine uymamaları ne kadar büyük bir çelişki.Hani çok kötü idi bu dedikodu hani çok büyük günah idi?



Meraklı olmak güzel.

Ama güzelin bir kusuru vardır.

Herşey gibi bu da neyi merak edeceğin ve neyin peşinde dolaşacağın ya da ettiğin,dolaştığın ile ‘ölçülerek ‘merak iyidir” ya da ”merak kötüdür” gibi genellemelere sebep olur.

Bence merak güzel.Araştırmak,sormak,merak etmek ama neyi…

Bize bir oyun öğrettiler on üç yaç civarı..

Aşina idik çevreden.Büyükler iyi oynardı.Artık kağıt kalem kullanmazlardı.Uzman oynuyorlardı.Bizimkisiler kağıt kalem ile zihin haritası gibi birşey olurdu..Süper bişey…Daha önceki çocuklar oynuyorlar mı idi bilmiyorum ama bizim oyun daha sistemli.Fikirler karıştırılıyor ortaya yepyeni birşey çıkıyor.

”Kim kiminle nerede ne yapıyor kim gördü ne dedi.”

Oyuna bakın.

Olacağı budur…Bu kadar meraklı ve araştırmacı bir toplumda çocuklarının oynadığı oyunlar da ona göre biçimleniyor.

Elimizde iki kağıt böyle bir şablon hazırlanmış tepeye.

Her sütunda değiştiriyoruz.Ortaya çok komik cümleler çıkıyor.

Edebiyetçı,hademe ile, kavak ağacının üzerinde ötüyordu.Müdür gördü.Oha dedi.

Hı işte böyle cümleler çıkıyor.

Sonra bir gün şöyle bir cümle çıktı:

Selvi ,Melike ile matematik dersinde kim kiminle nerede ne yapıyor kim gördü ne dedi oynuyordu matematikçi yakaladı,sınıftan attı.

Zil çaldı.Özür dilediler.

Biz oyunu hep oynarız bizim milli oyun bu.Birçoğumuzun en iyi bildiği oyundur.

Zihin açar,dedikodu geliştirir ,yaratıcılıkta sınır tanımazsınız.Fantaziler kurdurur.Olabilir mi harbi he olursa ne komik olur,ne trajik olur.

Her derde devadır.Sabah afyon patlamadı mesela.Ara Ayşen’i.Patlatsın bir tane.Kapat,yönel Nazan’a..Güne zinde başla.Nasıl geçecek bütün gün..Üret..Yay..Konuş..Dinle..Yaşa..Yarat..At..Salla..Küfret..Yorumla..Nedenlerini,neden olabileceğini…

Hatırlıyorum mahallenin teyzelerinin üzerine tanımıyorum.Fantazide sınır tanımazlardı.Kardeşim bu ne yaratıcılık?Kim sabahın köründe çarşıya gitmiş ne giymiş,nasıl almış.

Kimin gelini yatar aslında büyük ihtimal ile çamaşırları kaynanası yıkarmış alem ayıplamasın diye sepeti gelinin eline tutuştururmuş,Fatma demiş o gelinde çamaşır yıkayacak göz yokmuş eminim öyle imiş.

Kimin kocası ne kadar maaş alıyormuş ne kadarını alkole veriyormuş,geçen kiminki birahane de görmüş,o olsa o para ile iki ev yaparmış,sormuş altı yüz bin alıyormuş.

Yirmi kişilik mecliste Allah günah yazmasın,günahı boynuna,kimse duymasın ama diyen kadın gecenin bir yarısı ,karanlıkta tam seçemediği kızın bilmem kimin kızı olduğunu sandığını söyledi.Yirmi kişi ah etti vah etti.Haber anaya bir şekilde yetişti.Kız sopa yedi.Kızın o olmadığı anlaşıldı hepsi biribirine girdi.

Kardeşim bu nasıl bir hayal gücüdür.

Hep bu oyunu oyunu oynarlardı.

Daha neler neler.

Erol Mütercimler ”Geleceği Yönetmek” isimli kitabında ,çocukların küçük iken oynadığı oyuncakların çok önemli olduğunu ve bazılarının oynadığı oyuncakları merak ettiğini yazar da..

Hocam biz bu oyunu da oynadık vallahi.Bunu öğrettiler.Bu bizim beynimize işledi.Kimi bilerek,kimi küçücük kulaklarımızı bilmeden doldurarak..Kimi ise bu oyunu severlerin hayal gücünü engelleyebilmek için bizi kısıtladılar.Rakiplarin eline koz vermemek için dayaklar yedik..Kim olduğunu bilmediğimiz hayaletleri yenmek için bizi kullandılar…

Biz bu adına anne-baba-konu komşu denilen kocaman acaip oyuncaklar ile oynadık.Bize de böyle acaip oyunlar öğrettiler.Onları oynadık.Onlarla geliştik,serpildik.

Tam techizat,yalan,dolan,hayal gücü ,iftira,strateji,komplo,teori,ne arar isen..

Sonuç:

İnsan ülkesinin,çocuklarından tutun da kocaman insanlarına kadar birçok varlık göz göre salgın hastalık halinde yayılan bu oyunun kurbanı oldu.Asıl suçlular içimizde dolaştı kimse görmedi.

Kumarhaneler kapatıldı,sigara yasaklandı,alkolün de çözümü var ama koca insan ülkesinde ne zaman hasıl olduğu tarihi kaynaklar ile tespit olunamayan bu oyunun aldığı canlar,verdiği zararlar,yıktığı yuvaların hesabını yapacak teknolojiye henüz ulaşılamadı.

Bizim geçmişimizdeki bu zihin çöplükleri ,

geleceğimizi de bir şekilde yönetiyor.

Ne dersin hocam sen?

22 Aralık 2010 Çarşamba

UÇURTMA





















UÇURTMA

Yürüyordu Metin öğlen vakti sıcak Ağustos güneşinin altında ..Yürüyordu başında bir simit tablası sıcak Ağustos güneşinin altında ve bağırıyordu sıcak sıcak simit”..On iki yaşlarında…Yabancı turistlarin ilgili bakışları arasında..Başının yukarısından kartal şeklinde yapılmış bir uçurtma jet gibi geçti birden..İlk kez görmüşçesine,yüzünde ne olduğunu anlayamadığı bir ifade ile baktı uçurtmaya..Daha önce görmüştü ama ilk kez bu kadar büyüğüne rastlamıştı.Kimindi bu?Çevresine bakındığında kocaman bir adam gördü.Uçurtması ile heyecanlı bir gösteri yapıyordu. Gökyüzüne baktım aniden,bir parça güneş aldı gözümü……

Geçen sene göçtüğümüz büyük turistik şehrin bir turistik beldesinde yanyana dizilmiş otellerin kumsallarında simit satıyorum…

Paçalarını kıvırdığım eskimiş ve kirden görünmeyen kot pantolonlarımın beline santim santim ölçerek kestiğim bir parça kırnap bağladım.Ağabeyimin en eski pantolonlarından bir tanesi .Düşüyor belimden.Geçenlerde babama yalvar yakar yaptırdığım çıtalı uçurtmanın kırnapı.Birkaç günde tellere takıldı da çıtası kırılıverince babam’bu son’ dedi.Çok kızdı.”Baba ya burada uçurtma da uçmuyor.”İşte ondan kalan kırnap .Buralara göçtüğümüzde, özenle gazetelere sardığım eşyalarımın içerisinde idi uçurtma çıtalarım.İyi ki de sarmışım ya …Üzerimde de yeşil beyaz çizgili günlerdir çıkartmadığım tişörtüm var.Annem vermiyor gerisine.’Ne gerek var’ diyor ‘bütün gün sahillerde,kıyılarda dolaşıyorsun,elimiz dar,sabunu idareli kullanmalı oğul.”Hak veriyorum anneme ya ‘bu yaz biriktirdiğim harçlıklarım ile anneme sabun yapabilmesi için melzeme alacağım.Çok sevinecek annem.Kendisi yapardı arka bahçede sabunu elleri kınalı annem,elleri dövmeli annem.elleri dert görmesin annem…Ayno annem…İzledim televizyonda buradaki kadınlar vakit geçirmek için ,ziyan etmek için sabun yaparlarmış.Çok sorunları olurmuş da sonra onlara ’sabun yap,mum yap’ derlermiş .Onlar da süslü banyolarına koymak için sabun yaparmış,mum yaparmış.Köydeki evin bahçesinde hep sabun yapar ya demek onun için iyi annem…

İşte uçurtma yine geçti başımın üzerinden.Kartal kuşu ama bu da bir şey mi bizim uçurtmalarımız uçtuğunda gökyüzünde nokta kadar kalıyordu.

Bağırıyorum ’sıcak sıcak simit’.İleri de iki tane çocuk var ,biri kız birisi erkek.Erkek olan ben yaşlarda olsa gerek.İkisi de annelerine,babalarına beni gösteriyorlar.Adımlarımı yavaşlatıyorum iyice bağırıyorum ’sıcak sıcaaak simit varr.”Çocuklar ısrarla beni gösteriyorlar,ben biraz bekleyip bağırmaya devam ediyorum.İyice bakıyorum.Çok zengince bir halleri var.Suda oynamak için bir sürü renkli oyuncakları var.Yanlarındaki sehpanın üzerinde kağıtlar var.Dondurma yemişler besbelli kağıtları yanlarında duruyor.Hani şu televizyonda çıkanlardan ,en kocaman olanlarından yemişler.Boş meydve suyu bardakları,fincan,sigara paketleri,güneş yağı,çakmak..Ne ararsan var…

”Çokomel kağıtları gibi tırnakla düzeltilir mi,defterin arasına defter arası yapılır mı bu kağıtlar?”

demiştim ilk gördüğümde..

Ama hayır..Sadece çöp.

Sonunda erkek olan annesinden parayı alıp yanıma geliyor.Arkasından kızkardeşi .Kızkardeşini benim küçüğüme benzetiyorum.Zeynebe.Onun kalemlerini de alacağım söz verdim.Sonra ona daha güzel pabuç alacağım.

Kaç lira simit?

Elli kuruş.

İki tane istiyoruz.

Aynı yaştayız ama bu çocuk çok küçük .Acaba kızkardeşini okutabilir mi?Acaba bir simit alacak parayı kazanabilir mi?Hadi canım sende..

‘Ben babamdan hiç para istemiyorum.Büyüdüm.”

Simitleri alıp güle oynaya gidiyorlar.İşte kartal yine geçti başımın üzerinden…Ona baktım yeniden.Peşinden seslendim.”hey beni de götür gittiğin yere,beni de al kanatlarının arasına”..Gökyüzünde süzülür iken birden döndü ve yanıma yaklaştı.

-Deminden beri seni izliyorum ufaklık,başının üzerinde dönüp dolaşıyorum ya simitleri satmak derdindesin.Bir ara ihtişamıma neden göz etmez diye moralim bile bozuldu.Bak çevrene herkes beni hayranlıkla izliyor..Sonunda beni farkettin.

-Hı hı ekmek parası kartal kardeş.

-Demek kanatlarımın üzerinde dolaşmak istiyorsun.

-Hı hı beni de kanatlarının üzerine al seninle gezmek istiyorum.

-Nereden geldin sen böyle?Bak yaşıtların denizde yüzüyor,yiyor içiyor sen ise simit satıyorsun.

*Urfa .Ama okuyacağım ben .Okul harçlığı.

Çok konuştuk.Oralardan kalkıp da buralara gelmemin nedenlerini anlattım ona.Hayallerimi.Herşeyimi.

-Aferin sana…Peki gel bakalım öyle ise…

Birden bire kanadını açtı ve beni kanadının üzerine bindirdi.Gökyüzünde bir sürü kapılar açıldı…Bir güneş ülkesine gittim.Kartal dostum önce en güzel kokulu sabunlar ile yıkanabileceğim bir göle götürdü.Orada yıkadılar beni,mis gibi koktum.Kırnabımı çözdüm pantolonlarımı çıkardım yesyeni giysiler giydim.Saçlarımı taradım.Sabun ağaçları vardı bu ülkede ,ağaçlardan kalp şeklinde,gül şeklinde,çiçek şeklinde,kuş şeklinde sabunlar sarkıyordu..En çok uğur böceği olanlarını sevdim bir de üzüme benzeyenleri…’Bu sabunlardan anneme de götürebilir miyim?’ diye sorduğumda kartal dostum bana ‘annene dilediğin kadar sabun toplayabilirsin” dedi….Bir başka bahçede ise ‘defter,kalem,kitap açıyordu yerden”..Baktım rengarenk kitap bahçeleri,kimisi artık ,al beni dercesine yapraklarını etrafa saçmıştı.OLgunlaşmış bir gül veya annemin kıvırcıkları gibi açmıştı yapraklarını.Kokuları yıldız tozları ile süslenmişti..Her yan pırıl pırıl bilgi açmıştı.Çimen yerine rengarenk kalem ekmişler..Çimenlere basmayın’ demiyordu…Kartal dostuma ‘buradan dilediğim kadar kitap,defter,kalem” toplayabilir miyim,kardeşim için de alabilir miyim?” dediğimde..”Elbette” dedi bana…Bu bahçedeki bütün ağaçlar,çimenler,çiçekler sadece senin gibi çocukların toplayabilmesi içindir…Dilediğin kadar toplayabilirsin…”diye devam etti kanatları ile mis gibi kokan saçlarımı okşayarak…Çok sevindim.”Biliyor musun kartal dostum” dedim..Bizim köylükte annem bizim çamaşırlarımızı çitilemek için sabununu kendisi yapardı.Ama Zeliha yengenin sabunlarından daha çok köpürür ,daha güzel kokar da annem ona sırrını söylemezdi..Okuyacağım…Anneme o sabunları yapacağı kocaman bir bahçe alacağım.”Gülümsedi dostum.

Birden ''atla bakalım'' diyerek beni tekrar kanatlarının üzerine alarak gökyüzünde masmavi turlar attırdıktan sonra yeniden yere indirdi…Topladığım bütün herşeyi çiçekli,kokulu torbalara doldurmuştuk…Ne güzel şey mutluluk...Mutluluktan uçmak...

Birden yanımda bir ses duydu simitçi çocuk…

”Mutlumusun?” diyordu kartaldan uçurtmanın sahibi…

”Çok mutluyum,hiç bu kadar mutlu olmamıştım abi” dedi çocuk….

”Sen çok zeki bir çocuksun…Sen çocuksun..Senin yapman gereken okumak.Sana verdiğim adrese de muhakkak geliyorsun orada senin gibi bir sürü çocuğa ders veriyorum ben .Zeynebi de getirebilirsin…Al bu kartal da senindir…Ama düzenli olarak uçurmaz isen küser sonra…”

”Söz abi ” dedi çocuk kartalının kanatlarını okşayarak.”Söz ona çok iyi bakacağım,hiç üzmeyeceğim…Bir de…şey…”

”Bir de ne” dedi adam şefkat ile çocuğa bakarak.

‘Bir de abi ,sen çok zenginsin ama ben sana annemin sabunlarından getireceğim…”

Duygulandı adam…

Saat günbatımını gösteriyordu ve plaj görevlileri sahilde, içinde kirli mi kirli bir çocuk tişörtü ile belinde kırnabı ile paçaları kıvrılmış eski mi eski bir kot pantolon olan bir poşet buldu…Boş bir simit tablasının yanına bırakılmıştı.


…SON…

”İNSANLAR ÇEVRELERİNE BAKARLAR VE ‘NEDEN’ DİYE SORARLAR…BEN İSE BAKARIM VE DERİM Kİ?

NEDEN OLMASIN…”/Bernard Shaw

…BİR TEK ÇOCUĞA DOKUNAN SİHİRLİ DEĞNEK OLMAMIZ DİLEĞİ İLE….

Not:Günümüz siyaseti,güncel sorunlar,basın-yayında takib ettiklerimiz felan her ne ise ama gelecek her hususta ekonomi ve aile-kadın- çocuk eğitimindedir.Bir ülkenin kasasının içinin ne kadar dolu olduğundan ziyade o kasanın kimin ellerinde olduğu önemlidir.Böyle düşünüyorum.Gerisi öyle sanmaktan ve kanmaktan öte değildir.





20 Aralık 2010 Pazartesi

DEHANIN NE İCAD EDECEĞİ DE ÖNEMLİ TABİİ



















dehanın ne icad edeceği de önemli tabi. :))))))Posted on Ekim 6, 2010 at 23:15



Şimidik ,abidik kubidiklerim

Rübik kubik mucit olmak peşindeciklerim.

enkarmik tuhaflıklarım

yandaşlarım,kandaşlarım,zanndaşlarım dissoyatif fuglarım

Mucitliklem macitlik arasında fark vaadır fanlarım bakınız

Mucit yapar macit fotomobillendirir.

Tür tür mucit vaaadır fantomlarım .

Mucitsorucu macitcevaplayıcıdır fanlarım

Konumuz:

macitin fotomobillendirip fotomobillendirmimciii sorunsalı üzre deneme.

mauntınsal eksperimentler yapaciz.

Bu maun bilirsiz böle redimsi bişe.

maun/tın isem böle tınlayan maun heh

tınlayan maun-mauntın tın tın tın mıştır

no maun/tın dedimiste benim köççük böccüklerim

hem mauntınını tınlamıyoruzdur

retide reddetmiş oluyoruzdur.

ama bu feylosofik bişedir.Sabcetle ilintisi yok bişi yane.

şimdi volunterlerimis bi fotomo/del/tuşu /macit

Bi de fotomo/dellendirici mucit

mucitimizin koordinatları:

•Mükemmeliyetçidirler./(lütfen sıfır olsundur Macit)
•Özgüvenleri yüksektir./(ben aldırırım)
•Yüksek amaç ve ideallere sahiptirler.(en pahalısı olmalı)
•Bağımsız olma özelliği gösteriler.(en hızlısı olsundur)
•Genellikle içten denetimli bireylerdir. Faaliyetlerini başlatmak için bir dış kuvvete ihtiyaç duymazlar.(köprüyü de geçerim sora bakarız ayıya)
•Yaşamlarındaki olayları denetim altına alabileceklerine inanırlar, kaderci değillerdir.(bu fotomobil benim olmalı)
•Farkındalık düzeyleri yüksektir ve içgörü sahibidirler.(kasasının içini gördüm)
•Empati yetenekleri gelişmiştir. Karşısındakilerin düşüncelerini, duygularını ve isteklerini kestirebilme yeteneğine sahiptirler.(ay bunda ne var?rujum nerede…)
•Genellikle yüksek düzeyde toplumsal duyarlılığa sahip bireyler oldukları gözlenmiştir.(Medihanınki eski model ,Vahideninki de oh rahatladım)
•Espri yetenekleri gelişmiştir.(amuda gide mi bu)
•Genellikle lider olma eğilimindedirler. Grup içindeki liderliğin amacı ve işlevini kavrayabilmeleri ve diğerlerinin gereksinim ve ilgilerine duyarlı olabilmeleri, hem liderlik için arzulanan kişilik özelliklerine hem de geniş ilgi alanına sahip olmaları liderlik potansiyellerini daha da arttırmaktadır.(en hızlısı olmalı dedim ya)
•Aşırı meraklıdırlar ve dur durak bilmeyen bir anlama ihtiyacı içindedirler.(seneye yeni fuara gitmeliyim)
•Genellikle topluma uyum sorunu yaşarlar.(bu araba ile topluma nasıl uyayım)
•Genellikle içedönük olma eğilimindedirler.(bu içi nasıl dışvurayım geçen çok eğilmişim kafa üstü mazallah, kafamı çıkarayım dedim mermi sıyırdı )
•İlgilerini çeken bir konuda uzun süreli dikkatlerini yoğunlaştırırlar, başladıkları bir işi bitirmede sabırlı davranırlar. (bu arabayı ya alacak ya alacak.Telefon edeyim Allah’ım belki fuardadır bismillah , Allahtan umut kesilmez..Aloo)
•Motivasyonları yüksektir.(Maciiitttçiiim kadının fotomobili ne kadar gösterişli ise adam o kadar güçlü demektir.Erkeeeeme zayıf demelerini ister miyim hiç?)
•Doğruluk ve kesinlik ihtiyacı içindedirler.(söz verdirmeliyim erkek adam oldunu söylersem sözünden dönmez.)
•Erken yaştan itibaren yoğun öğrenme tutkusu gösteriler. (onları çok iyi tanımalıyım du bakim,erkekleer birşeyi almayı kabul etmez ise ne yaaapp maak gereeek?)
•Kuralları ve otorite figürlerini sorgularlar.(tek teker üstünde gidiyomu bu?Ne demek gidemezmiş siz dört teker dediniz die dört tekerli kullanmak zorundamıyım sökün tekerleri.)
•Diğerleri tarafından anlaşılma ihtiyacı içinde oldukları söylenebilir.(çatlasınlar onların maciti fotomobillendirmiyo diye yapıyolar)
•Yaratıcıdırlar(Macit arabanın koltuk örtülerini lame kaplatıp cibinlik yaptırsam diyorum canım,camı açtığında sivrisinekler girmesin canım biliyosun dişi oluyolar ne yapayım kıskanıyorum)
Soracıma tonybuzanıtanıyın çokseveceksiniz önerisi yaptığımfanlarım…

emir kipi kullanılabilinecektir ,macit karadan havadan rafadan kafadan doğadan oradan buradan kuşatılmış ulup

kaçacak yer bulamayacıktır.

Tuşa basılır…

naaay naay nooommmm ormantik bir ortam…

”Maciiiitttt beni fotomobillendir bak sana kurufasulya yaptım”

Macitte kurnaz ise nolcak fanlarım?

”Mucit beni fotomodellendir.”(evet diyeyim köprüyü bi geçim de sora taş buldum,gaz yaptı derim….)

Yane uzunun tersice canlarım

köprü altı cam cam…

takıldı kancam

rengi ise lacivert

diye çok bişiir eyleyince böle ne bilim …

Olabiliciktir…Çok dikkatli olmalıdır ciğerlerim…

Türkçemisi düzgün silteple silvuple plis nolur .



19 Aralık 2010 Pazar

/YARATICI BEYİN/DEHANIN NÖROBİLİMİ





''BİLİNÇLİ OLARAK YAZMIYORUM,SANKİ OMZUMUN ÜZERİNDE BİR İLHAM PERİSİ OTURUYOR''

Yaratıcılık genelde,akılcı ve mantıklı bir süreç değildir.Bir oyun,bina ya da kimyasal senteze son halinin verilmesi için,organizasyon,yapı ve planlama gerekli olsa da ,yaratıcıbir ürünün özü genelde bilinçli bir plan ya da sırf istek ile var edilemezçİlham perisi ya da esine duyulan ihtiyaç yalnızca bir benzetme değildir.Yaratıcı bireylerin çoğu ,'' o boyutta'' gerçekleşen yaratıcı süreç boyunca,bir şekilde bilinçdışı süreç veya süreçleri ifade ettiklerini söylerler.

''Nerden geldiğini bilemiyorum,oluyor işte'' gibi açıklamalar yapma eğilimindedirler.Neil Simon'da son sahneleri ve diyalogları yazmadan önce ,bir oyunun nasıl biteceğini bilmediğini söylemişti.Gülümseyerek demişti ki:

''Nasıl biteceğini önceden bilse idim herhalde berbat bir oyun yazmuş olurdum.''


*

AKLIM HEP BAŞKA YERDE,KONUŞUR İKEN BİLE

Yaratıvı bireyler fikir ve düşünceler ile dolu olmaya çok fazla eğilimlidir,çünkü sanatlarını veya bilimlerini oluşturan malzemeler bunlardır.Yaşadığımız nörobilim çağında beynin işleyişi hakkında her gün yeni bir şey öğrenir iken ,sıradışı yaratıcılığa sahip insanların da bir şekilde daha farklı düşünen beyinleri olduğunu gözlemliyoruz.Bilişsel psikoloji dilinde söyler isek ,onların ne içeriden ne dışarıdan gelen uyaranları sansürledikleri pek görülmemiştir.Bu durumdan bazen 'farklılaşmış bir filtre mekanizması' olarak da bahsedilir.

Yaratıcı birey için içeriden ,bir şekilde bölük pörçük ve şakilsiz olsa da,sürekli fikir akışı olması durumu dışarıya'aklın bir karış havada olması''hali ile yansır.Dışardan gözleyen birisi için kişi hızla konudan konuy atlıyormuş gibi görünebilir.

Yaratıcı kişi için ise,bu mekanizma daha yüksek bir algılamaya,daha güçlü bir duyarlılığa ve deneyimin daha yoğun yaşanmasına neden olur.

KENDİMİ HEP GÖRÜNMEZ HİSSETTİM

Yaratıcı insanların olayın dışında kalarak tarafsız gözlem yapabilmek yeteneği vardır.Başkaları onların kimi zaman uzak,soğuk ve hatta duygusuz olduklarını düşünebilir.Onlar ise çoğu zaman kendilerini sanki dışarıdaki dünyayı kimsenin haberi bile olmadan izliyormuş gibi hissedebilir.Bu özellik görünmez olmaktan çok ilgiyi üzerlerine çekmek istiyormuş gibi görünen bazı yaratıcı insanların gösterişli tavırlarına ters düşüyormuş gibi gelebilir.Yine de yaratıcı insanların çoğu gösterişli davransalar ,fark edilmeden başkalarını gözetleyebildiklerini iddia ederler.



YARATICI BEYİN /DEHANIN NÖROBİLİMİ





Gerçeklikten ayrı bir boyuta giriyorum


*

Yaratıcı insanların çoğu yaratabilmek için yoğun bir konsantrasyon ve odaklanma durumuna girer.Psikiyatri dilinde söyler isek,bunu ''disosiyatif çözülmeli durum'' olarak adlandırabiliriz.Yani kişi, zihinsel olarak bir anlamda çevresinden soyutlanır ve diyebiliriz ki ,'başka bir boyuta geçer''...Gündelik dilde kişinin gerçeklikle temasını yitirdiği söylenebilir.

Ancak daha öznel anlamda,yaratıcı birey aslında daha gerçek olan başka bir gerçekliğe girmektedir.Kişi dışarıdan bilinçli ama düşüncelere dalmış gibi görünse de,bu gerçeklik bilinçdışı bir duruma benzer.Sözcük,düşünce ve fikirlerin serbestçe süzülüp uçuşarak çarpıştığı ve sonunda birleşerek bir bütün oluşturduğu yer gibidir.Bu çözülme,yoğun odaklanma,başka bir yerde olma hali belki de büyük gizemcilerin anlattığı o farklı ruh hallerine oldukça benzeyen bir durumdur.Bu 'öteki gerçekliğe' bir kez girdiğinde,yaratıcı insan saatlerce orada kalarak ,bulutlar gibi akan kavramların ve şekillerin dünyasında yaşar.Bunlar yavaş yavaş bir nesne ya da fikre dönüşerek sonuçta ister oyun,ister matematik formülü olsun-yaratıcı ürün haline gelirler.

Bu yoğun olarak odaklanabilme,çözülebilme ve görünüşe uzak ve aşkın bir boyut 'u ayırt edebilme özelliği,yaratıcı sürece has özelliklerden birisidir.





8 Aralık 2010 Çarşamba

LES/SON/OSMANLI/BİRTAŞLA KUŞ KATLİAMI














Bakın şehzadelerim

yeniçerilerim,

kapıkullarım,

Tımarlı sipahilerim,

Cariyeleriniz üzerine nasıl sefere çıkacağınızı bilmiyorsunuz

Kandırıyorlar sizi ...

Afyonlu nargile içiriyorlar

Türlü baharatlar kullanıyorlar

Hepsi cimnastik biliyo oooğlum

aralarında plan kuruyolar

organize saldırıyolar .....

Evlatlarım,çocuklarım bilmiyorsunuz ,olmuyor...

Kızlar maço sever çocuğum

Delikanlı sever light oldunuz iyicene

Siz beni dinleyin evlaadım

Kuzularım

Kızlar erkek adamları sever

Sünepeleri değil

Kandırıyorlar sizi

Tokadı sever,gücü sever

Ama onlara atmadığınız sürece :))

Bir kere onlar için başkasına atıyormuş gibi yapın

Görün ''Ahh canııımmmm'' diye boynunuza atlicekler

Kırk yılda bi çiçek alceniz

Bir seviyorum için süründürceniz

Ama bakın napçeniz...


























Kızlar birbirine hava atacak:

''benimki bugün benim için ''ne bakıyorsun kadınıma'' dedi ''birine nah çekti''

Bak digeri hemen atlar oğlum kuraldır bu dinlemeyi bilmez bizimkiler,

hemen akıllarına ''benim ki de'' deyü bişe gelir.

Tanıcanız insanları iletişim miletişim bilceniz

Daha da ''benimkisi de'' dicekleri şeyler yaratçanız

öteki de dicek ki ''hıı benimkisi de geçen bi bakana dümdüz gitti.''

yarış edecekler ''Kiminki daha çok seviyor'' deyü deyü...

''Kim daha çok seviyor''deyü deyü..

Kadınları haklirsiz

Sora ''kaba erkek sevmiyoruz'' diyorlar

Yalan !!

Siz onun için birini çarpın görürsünüz diyorum bak

Başka kızları kötüleyin tü e onlar deyin:))

''Sana bi çarparım'' demeyeceğiniz

''Seni bi çaparım''' demeyeceğiniz lân ooolûm lân...

''Bi korum mi korum'' demeyeceniz.

Sinirli numarası yapacaksınız

O da ''yapma ne olur hayatım'' deyip başkasını dövmenize engel olmaya çalışacak,

sizin ardınızdaki kadın olduğunu hissetmesini sağlayın yığmayın bütün yükü üzerilerine töbe töbe.

Taktik uygulaceniz çocum...

Bak böyle diyeceksiniz...



''Bak ben şimdi var ya

Sana

Bi aşık olurum

Görürsün''



İki büklüm yamulmaz ise gelin gerisini de söylim...

Tam onikiden vuracaksınız yavv...