22 Aralık 2010 Çarşamba

UÇURTMA





















UÇURTMA

Yürüyordu Metin öğlen vakti sıcak Ağustos güneşinin altında ..Yürüyordu başında bir simit tablası sıcak Ağustos güneşinin altında ve bağırıyordu sıcak sıcak simit”..On iki yaşlarında…Yabancı turistlarin ilgili bakışları arasında..Başının yukarısından kartal şeklinde yapılmış bir uçurtma jet gibi geçti birden..İlk kez görmüşçesine,yüzünde ne olduğunu anlayamadığı bir ifade ile baktı uçurtmaya..Daha önce görmüştü ama ilk kez bu kadar büyüğüne rastlamıştı.Kimindi bu?Çevresine bakındığında kocaman bir adam gördü.Uçurtması ile heyecanlı bir gösteri yapıyordu. Gökyüzüne baktım aniden,bir parça güneş aldı gözümü……

Geçen sene göçtüğümüz büyük turistik şehrin bir turistik beldesinde yanyana dizilmiş otellerin kumsallarında simit satıyorum…

Paçalarını kıvırdığım eskimiş ve kirden görünmeyen kot pantolonlarımın beline santim santim ölçerek kestiğim bir parça kırnap bağladım.Ağabeyimin en eski pantolonlarından bir tanesi .Düşüyor belimden.Geçenlerde babama yalvar yakar yaptırdığım çıtalı uçurtmanın kırnapı.Birkaç günde tellere takıldı da çıtası kırılıverince babam’bu son’ dedi.Çok kızdı.”Baba ya burada uçurtma da uçmuyor.”İşte ondan kalan kırnap .Buralara göçtüğümüzde, özenle gazetelere sardığım eşyalarımın içerisinde idi uçurtma çıtalarım.İyi ki de sarmışım ya …Üzerimde de yeşil beyaz çizgili günlerdir çıkartmadığım tişörtüm var.Annem vermiyor gerisine.’Ne gerek var’ diyor ‘bütün gün sahillerde,kıyılarda dolaşıyorsun,elimiz dar,sabunu idareli kullanmalı oğul.”Hak veriyorum anneme ya ‘bu yaz biriktirdiğim harçlıklarım ile anneme sabun yapabilmesi için melzeme alacağım.Çok sevinecek annem.Kendisi yapardı arka bahçede sabunu elleri kınalı annem,elleri dövmeli annem.elleri dert görmesin annem…Ayno annem…İzledim televizyonda buradaki kadınlar vakit geçirmek için ,ziyan etmek için sabun yaparlarmış.Çok sorunları olurmuş da sonra onlara ’sabun yap,mum yap’ derlermiş .Onlar da süslü banyolarına koymak için sabun yaparmış,mum yaparmış.Köydeki evin bahçesinde hep sabun yapar ya demek onun için iyi annem…

İşte uçurtma yine geçti başımın üzerinden.Kartal kuşu ama bu da bir şey mi bizim uçurtmalarımız uçtuğunda gökyüzünde nokta kadar kalıyordu.

Bağırıyorum ’sıcak sıcak simit’.İleri de iki tane çocuk var ,biri kız birisi erkek.Erkek olan ben yaşlarda olsa gerek.İkisi de annelerine,babalarına beni gösteriyorlar.Adımlarımı yavaşlatıyorum iyice bağırıyorum ’sıcak sıcaaak simit varr.”Çocuklar ısrarla beni gösteriyorlar,ben biraz bekleyip bağırmaya devam ediyorum.İyice bakıyorum.Çok zengince bir halleri var.Suda oynamak için bir sürü renkli oyuncakları var.Yanlarındaki sehpanın üzerinde kağıtlar var.Dondurma yemişler besbelli kağıtları yanlarında duruyor.Hani şu televizyonda çıkanlardan ,en kocaman olanlarından yemişler.Boş meydve suyu bardakları,fincan,sigara paketleri,güneş yağı,çakmak..Ne ararsan var…

”Çokomel kağıtları gibi tırnakla düzeltilir mi,defterin arasına defter arası yapılır mı bu kağıtlar?”

demiştim ilk gördüğümde..

Ama hayır..Sadece çöp.

Sonunda erkek olan annesinden parayı alıp yanıma geliyor.Arkasından kızkardeşi .Kızkardeşini benim küçüğüme benzetiyorum.Zeynebe.Onun kalemlerini de alacağım söz verdim.Sonra ona daha güzel pabuç alacağım.

Kaç lira simit?

Elli kuruş.

İki tane istiyoruz.

Aynı yaştayız ama bu çocuk çok küçük .Acaba kızkardeşini okutabilir mi?Acaba bir simit alacak parayı kazanabilir mi?Hadi canım sende..

‘Ben babamdan hiç para istemiyorum.Büyüdüm.”

Simitleri alıp güle oynaya gidiyorlar.İşte kartal yine geçti başımın üzerinden…Ona baktım yeniden.Peşinden seslendim.”hey beni de götür gittiğin yere,beni de al kanatlarının arasına”..Gökyüzünde süzülür iken birden döndü ve yanıma yaklaştı.

-Deminden beri seni izliyorum ufaklık,başının üzerinde dönüp dolaşıyorum ya simitleri satmak derdindesin.Bir ara ihtişamıma neden göz etmez diye moralim bile bozuldu.Bak çevrene herkes beni hayranlıkla izliyor..Sonunda beni farkettin.

-Hı hı ekmek parası kartal kardeş.

-Demek kanatlarımın üzerinde dolaşmak istiyorsun.

-Hı hı beni de kanatlarının üzerine al seninle gezmek istiyorum.

-Nereden geldin sen böyle?Bak yaşıtların denizde yüzüyor,yiyor içiyor sen ise simit satıyorsun.

*Urfa .Ama okuyacağım ben .Okul harçlığı.

Çok konuştuk.Oralardan kalkıp da buralara gelmemin nedenlerini anlattım ona.Hayallerimi.Herşeyimi.

-Aferin sana…Peki gel bakalım öyle ise…

Birden bire kanadını açtı ve beni kanadının üzerine bindirdi.Gökyüzünde bir sürü kapılar açıldı…Bir güneş ülkesine gittim.Kartal dostum önce en güzel kokulu sabunlar ile yıkanabileceğim bir göle götürdü.Orada yıkadılar beni,mis gibi koktum.Kırnabımı çözdüm pantolonlarımı çıkardım yesyeni giysiler giydim.Saçlarımı taradım.Sabun ağaçları vardı bu ülkede ,ağaçlardan kalp şeklinde,gül şeklinde,çiçek şeklinde,kuş şeklinde sabunlar sarkıyordu..En çok uğur böceği olanlarını sevdim bir de üzüme benzeyenleri…’Bu sabunlardan anneme de götürebilir miyim?’ diye sorduğumda kartal dostum bana ‘annene dilediğin kadar sabun toplayabilirsin” dedi….Bir başka bahçede ise ‘defter,kalem,kitap açıyordu yerden”..Baktım rengarenk kitap bahçeleri,kimisi artık ,al beni dercesine yapraklarını etrafa saçmıştı.OLgunlaşmış bir gül veya annemin kıvırcıkları gibi açmıştı yapraklarını.Kokuları yıldız tozları ile süslenmişti..Her yan pırıl pırıl bilgi açmıştı.Çimen yerine rengarenk kalem ekmişler..Çimenlere basmayın’ demiyordu…Kartal dostuma ‘buradan dilediğim kadar kitap,defter,kalem” toplayabilir miyim,kardeşim için de alabilir miyim?” dediğimde..”Elbette” dedi bana…Bu bahçedeki bütün ağaçlar,çimenler,çiçekler sadece senin gibi çocukların toplayabilmesi içindir…Dilediğin kadar toplayabilirsin…”diye devam etti kanatları ile mis gibi kokan saçlarımı okşayarak…Çok sevindim.”Biliyor musun kartal dostum” dedim..Bizim köylükte annem bizim çamaşırlarımızı çitilemek için sabununu kendisi yapardı.Ama Zeliha yengenin sabunlarından daha çok köpürür ,daha güzel kokar da annem ona sırrını söylemezdi..Okuyacağım…Anneme o sabunları yapacağı kocaman bir bahçe alacağım.”Gülümsedi dostum.

Birden ''atla bakalım'' diyerek beni tekrar kanatlarının üzerine alarak gökyüzünde masmavi turlar attırdıktan sonra yeniden yere indirdi…Topladığım bütün herşeyi çiçekli,kokulu torbalara doldurmuştuk…Ne güzel şey mutluluk...Mutluluktan uçmak...

Birden yanımda bir ses duydu simitçi çocuk…

”Mutlumusun?” diyordu kartaldan uçurtmanın sahibi…

”Çok mutluyum,hiç bu kadar mutlu olmamıştım abi” dedi çocuk….

”Sen çok zeki bir çocuksun…Sen çocuksun..Senin yapman gereken okumak.Sana verdiğim adrese de muhakkak geliyorsun orada senin gibi bir sürü çocuğa ders veriyorum ben .Zeynebi de getirebilirsin…Al bu kartal da senindir…Ama düzenli olarak uçurmaz isen küser sonra…”

”Söz abi ” dedi çocuk kartalının kanatlarını okşayarak.”Söz ona çok iyi bakacağım,hiç üzmeyeceğim…Bir de…şey…”

”Bir de ne” dedi adam şefkat ile çocuğa bakarak.

‘Bir de abi ,sen çok zenginsin ama ben sana annemin sabunlarından getireceğim…”

Duygulandı adam…

Saat günbatımını gösteriyordu ve plaj görevlileri sahilde, içinde kirli mi kirli bir çocuk tişörtü ile belinde kırnabı ile paçaları kıvrılmış eski mi eski bir kot pantolon olan bir poşet buldu…Boş bir simit tablasının yanına bırakılmıştı.


…SON…

”İNSANLAR ÇEVRELERİNE BAKARLAR VE ‘NEDEN’ DİYE SORARLAR…BEN İSE BAKARIM VE DERİM Kİ?

NEDEN OLMASIN…”/Bernard Shaw

…BİR TEK ÇOCUĞA DOKUNAN SİHİRLİ DEĞNEK OLMAMIZ DİLEĞİ İLE….

Not:Günümüz siyaseti,güncel sorunlar,basın-yayında takib ettiklerimiz felan her ne ise ama gelecek her hususta ekonomi ve aile-kadın- çocuk eğitimindedir.Bir ülkenin kasasının içinin ne kadar dolu olduğundan ziyade o kasanın kimin ellerinde olduğu önemlidir.Böyle düşünüyorum.Gerisi öyle sanmaktan ve kanmaktan öte değildir.





0 yorum:

Yorum Gönder